Üç günlük yakıcı güneş tenimizi kararttı. kararan tenimiz bulutlara yansıdı. Şimşekler, gök gürlemesi, gün ortasında akşama erdi haziran. Denize bir karanlık düştü. Yeşil yapraklar soğuk bir rüzgarla salındı. Yağmurun sesinden önce serin tırmalayan rüzgarı hissetti bir kaç günlük sıcak havalarla kararan tenim. Tane, tane düşmeye başladı boncuk,boncuk yağmur taneleri. bir iki damla derken toz duman oldu her yer. Gök yere inerken, toprak mis gibi kokusuyla gökyüzüne çıktı. Bu karmaşa içinde kalakaldım. Suya hasret ağaç kana, kana içerken yağmuru, ben susamışlığı mı bir köy çeşmesinin çanağından gidermeye çalıştım. dudaklarımda buzdan bir tat, sırtımdan aşağı beni yıkayan, yağmur arasında kaldım. Çeşmeden su organlarıma dağılırken, üstüme yağan yağmur ayakkabılarıma doluyordu. Göz gözü görmüyordu. Kulaklarımı sağır edecek kadar güçlü, yağmur şakırtısında yürürken, ağaçların bana kıskançlıkla baktıklarının farkına varıyordum. Ağaçlar durdukları yerde ıslanırken, ben yürüyerek ıslanıyordum. Ayaklarımın dibinden ufacık ırmaklar gibi sular toprakla karışarak bulanık bulanık pekmez renginde akarken, birden eski yıllarda, bu aylarda kocaman bakır tavalarda kaynayan, bal kıvamında bal tadında ki, pekmezi hatırladım. Dut ağaçları eski verimliliklerini yitirmişler, artık meyvelerini koruyamaz olmuşlardı. Son yıllarda doğumların hemen peşinden bir hastalıkla olgunlaşmadan, pekmeze ulaşamadan hazirana doyamadan yitip gidiyorlar. Bozduk dünyanın düzenini. boğduk dünya denen cenneti. Aç kalmak uğruna, umutları tüketmek uğruna, Ateşe verdik yangın yeri yaptık ufacık dünyayı. Biraz daha fazla üretmek için böceklere savaş açtık. Toprağı zehirledik. Hep benim olsun deyip anlamsız savaşlar uğruna mizanı bozduk. Nefesini kestik nefes borumuzun. Yağmur yağsa ne olur bundan sonra. dalda meyve zehirle süslenmiş. Ot bitmesin deyip toprağı zehirledik. Elimiz kuruyacak, çocuklar aç kalacak. Yok mu bir çare bulacak. Sen ben kavgaları değil, üretim nasıl artar hesapları yapsak, Daha çok üretmek için kolaycılığı bırakıp, doğal organik ürünler yetiştirsek. Suyumuzu, soluduğumuz havayı zehirlemesek. suyumuzu ped şişelerde değil, yine taş çanaklardan içsek. Gerici diyenleri duyuyor gibi oluyorum. öyle isem yağmur o kadar şiddetli yağıyor ki, sürüyor beni. Sevdiğim yağmurlar kopardı dünyadan götürüyor sevmediğim diyarlara beni. Dünya size kalsın. Son sözümdür Bu dünya çocuklarındır. Çocuklar dünyadan, yıkmayın heveslik alsın. Bırakın dünya, dünya gibi hormonsuz, yangınsız, savaşsız kalsın. Denizler bereketlensin...!
M.Yayla-Görele