Bugün hava o kadar güzeldi ki, Sanki kara kış çıkıp, kışın en sert ayı zemheri girmemiş gibiydi. Güneş olmasa da nisan başlarını andıracak kadar ılıman bir gün yaşadık. Çocukluğumda zemheri ayı kapıya dayanırdı. Bembeyaz kepek kar boyumuzu aşardı. Dört kardeş kar fırtınalarını ufacık pencerenin, ufacık camından izlerken sanki bayrammış gibi bayram sevinci duyardık. Bembeyaz kar yükseldikçe yükselirdi. Bir ara verirdi şöyle sekiz dokuz sularında. Göz yüzü camdan masmavi nazar boncuğu renginde parlardı. Güneş ışığında kar taneleri gök kuşağı gibi rengarenk olur parlardı. Fadime nene çağırırdı hemen evimizin altındaki eski evinin penceresinden
-Kız Nazmiye sabah ayazlaması yaptı bak, hava çok sert fırtına gelecek. Ben ne yapacam evim çökerse diye figan ederdi. Pencereden, gerçekten Fadime nenemin evinin üstüne bakardım.Eski hurdaya dönmüş saçaklarında iki üç karış buz sarkıtları sıra, sıra sıralanmış çatısına iki karış kalınlığında kar çoktan yığılmıştı. Sonra Fadime nenem
-Osman Osman diye çağırmaya başlardı
Osman dayım elinde tahtadan kar küreği ayağında kapkara çöpür çorabıyla koşar gelirdi. Çöpür çorabı su geçirmezdi .Keçi kılından örülürdü. Taa dize kadar çıkardı. Ayagına hedik takardı Osman dayım. Hedik yuvarlak ağaç bir kasnaktan yapılırdı. Orta büyüklükte bir tencerenin boyutlarında olan kasnağa, serçe parmağı kalınlığında ki iple boş alanı balık ağı gibi örülür, Ayağa takılırdı.Karda iki kasnak ayakta batmazdı. Osman dayım apar topar Fadime nenemin evinin üzerine çıkar kar küremeye başlar başlamaz,
mavi camdan gök yüzü buğulanır denizin üzeri kararırdı. Güneş kaybolurdu birden. Osman dayım bağırırdı
-Boran geliyor, boran deyip çocuklar gibi sevinirken Fadime nenem evinin kardan yıkılmayacağına kanat getirip sevinçle
-Nazmiye ben geliyom çayı demle derdi. Birden gökten kelebekler gibi çat pat beyaz karlar rüzgarla savrulur, sıklaşır göz gözü görmeyen tipilere dönüşürdü. Osman dayım hedikle koşarken Fadime nenem peştemalına sardığı şekeri bir dilim ekmeği ile bizim evin ufacık odasına kurulurdu. Şekeriyle gelirdi. Şekerim var demeyi severdi Fadime nenem. Huyuydu işte. Çayı bardağına koydurur peştemalına sardığı şekeri avucuyla bardağa dökerdi. sonra da
-Allah'a şükür şekerim ekmeğim var deyip, şükür ederdi. Başında ki eski bir oda bir aşgana evinden başka da kimseleri yoktu.Penceresini önünde Aylarca yıkanmayan yün yatağında yatardı hep. Baş ucunda öksürük şurubu eksilmezdi.Öksürdükçe başına dikerdi şişeyi. Bitmesin diye, arada bir su katardı şuruba. Sobasını her gün kontrol ettirirdi bana, yanarım diye çok korkardı. O insanlar, o güzel insanlar, o eski kışlarla uçup gittiler. Bilemem kar fırtınalarına mı kapıldılar? Yoksa o yağan karlarla eriyip, Havaya, suya, toprağa mı karıştılar. Cemreler düşerdi bahara yakın havaya,suya, toprağa her yer bahar keserdi de O canlar yine gelmediler. Kim bilir nereye gittiler. Hatıraları kaldı aklımın kösesinde bu akşam birden yaşayı verdiler. Ah! Bu insanlar yaşayan canları hatırlayınca yaşar, geçmişte yaşayan canlar. Selam olsun o güzel insanlara ki hala ne kadar şen ve ne kadar gençler. Çocukluğum gibi....!!!! M.Yayla-Görele